Jelibon İsrail Malı mı? Sorusu Nasıl Bir Anda Hepimizin Hayatına Sızdı?
İlgili Yazımız: İnkılap dersi nedir ve amacı nedir ?
Bazı sorular var ki insanın aklına durduk yere düşer ve orada kamp kurar. Ne iş yapıyorsun, hangi diziyi izliyorsun, hayatın nasıl gidiyor… Bunların hepsi bir yana, bir gün biri çıkıp “Jelibon İsrail malı mı?” diye sorar ve bütün sohbetin yönü değişir.
İzmir’de yaşıyorum. 25 yaşındayım. Normalde gündemim Karşıyaka vapurunda martıların neden bu kadar stratejik uçtuğu ya da Bostanlı sahilinde neden herkesin aynı anda “hayat sorgulama moduna” geçtiği gibi konular. Ama Jelibon meselesi… o başka bir boyut.
Bir gün arkadaş grubunda oturuyoruz. Klasik: çay, kahve, yarım kalmış cips paketi, biri telefondan “çok önemli video” izletiyor.
Bir anda Serkan kafasını kaldırdı:
“Beyler Jelibon İsrail malı mı?”
Masada 3 saniyelik bir sessizlik oldu. O 3 saniye var ya… sanki herkes içinden Google’a bağlandı.
Ben direkt iç ses:
“Ben niye bu bilgiyi bilmiyorum? 25 yaşındayım, üniversite bitmiş, hayat varmış gibi yapıyorum ama jelibonun pasaportunu bilmiyorum…”
Jelibon Meselesinin Toplumsal Bir Fenomene Dönüşmesi
Evrino olarak bu yazımızda “Jelibon İsrail malı mı” konusunu masaya yatırıyoruz. Keyifli okumalar!
Aslında mesele jelibon değil. Mesele, bizim her şeyi hızlıca “menşei sorgusuna” çevirme alışkanlığımız.
Bir şey popüler mi?
→ “Nerede üretiliyor?”
Bir şey tatlı mı?
→ “İsrail malı mı?”
Bir şey ucuz mu?
→ “Kesin bir bit yeniği var.”
Ben bunu ilk fark ettiğimde marketteydim. Kasada önümde biri jelibon aldı. Küçük paket, masum görünüyor. Ama adam paketi çevirip arkasını 2 dakika inceledi. Sanki CIA dosyası çözüyor.
Kasiyer kız da alışmış:
“İçine bakabilirsiniz.”
Adam ciddiyetle:
“Ben sadece jelibonun ahlaki kökenini öğreniyorum.”
İç sesim:
“Abi bu kadar derin düşünceyle Nobel alınır.”
Jelibon İsrail Malı mı? Sorunun Aslında Psikolojik Katmanı
İşin komik tarafı şu: çoğumuz jelibonu yerken kökenini hiç düşünmüyoruz. Ama biri ortaya bu soruyu atınca, sanki yediğimiz şey bir anda felsefi bir varoluş krizine dönüşüyor.
Arkadaş ortamında devam ediyoruz:
— “Bence değildir ya.”
— “Neye göre?”
— “Hissettim.”
Hissetmek mi? Jelibon bu ya, ekonomi politikası değil.
Ben araya giriyorum:
“Bakın, ben İzmir çocuğuyum. Bizde hisle ekonomi yönetilmez ama jelibon konusunda içgüdüye güvenebiliriz mi emin değilim.”
Sessizlik.
Sonra herkes telefona sarılıyor.
Google açılıyor, Wikipedia açılıyor, hatta biri “jelibon + küresel ticaret haritası” yazdı, o noktada olay kontrolden çıktı.
Market Reyonu: Küçük Ama Tehlikeli Bir Araştırma Laboratuvarı
Market reyonu aslında modern çağın sosyoloji laboratuvarı gibi.
Bir gün yine gidiyorum, sadece süt alacağım. Süt.
Ama jelibon rafının önünden geçerken bir çift konuşuyor:
— “Bunlar İsrail mi?”
— “Bilmiyorum ama renkleri güven vermiyor.”
Renkleri güven vermiyor…
Bu cümleyi duyunca ciddi ciddi düşündüm. Ben de bazı günler aynaya bakınca “bu sabahki enerji seviyesi güven vermiyor” diyorum ama jelibona kadar genişletmemiştim.
Jelibon ve Paranoya Arasındaki İnce Çizgi
İtiraf edelim: Jelibon İsrail malı mı sorusu aslında bir ürün sorgulamasından çok, bir güvensizlik refleksi.
Biz artık her şeye biraz temkinli yaklaşıyoruz.
— Çok tatlı mı? Şüpheli.
— Çok ucuz mu? Daha da şüpheli.
— Çok popüler mi? En şüpheli.
Bir arkadaşım dedi ki:
“Ben artık bir şey almadan önce 3 kere düşünüyorum.”
Ben de:
“Ben bir şey almadan önce alıp sonra düşünüyorum.”
O daha sağlıklı olabilir.
İzmir’de Jelibon Tartışması: Sahil, Çay ve Varoluş Krizi
Bostanlı sahilinde oturuyoruz. Hava güzel. Martılar drama queen gibi bağırıyor. Her şey normal.
Ta ki konu yine jelibona gelene kadar.
— “Bence Türkiye’de üretiliyor çoğu.”
— “Ama markalar?”
— “Markalar global olabilir.”
— “Global ne demek ya şimdi?”
İç ses:
“Ben sadece çay içmeye gelmiştim, şu an uluslararası ticaret konferansındayım.”
Yan masada iki kişi daha aynı konuyu konuşuyor. Tesadüf değil bu. Bu bir jelibon dalgası.
Bir Genç Yetişkinin Jelibonla İmtihanı
25 yaşındayım. Hayatta bazı şeyleri çözmem gerekiyordu:
Fatura ödeme sistemleri
İş görüşmelerinde doğru oturma açısı
“Nasılsın?” sorusuna gerçek cevap vermeme sanatı
Ama ben ne yapıyorum?
Jelibonun kökenini düşünüyorum.
Bir gün evde tek başıma oturuyorum. Paket jelibon var. Paketi açıyorum. Tam ağzıma atacağım…
Duruyorum.
“Acaba bu jelibonun üretim hikayesini bilmeden yemek etik mi?”
Sonra kendime kızıyorum:
“Sen açsın, etik konuşacak durumda değilsin.”
İnternetin Jelibonla İmtihanı
İnternet zaten ayrı bir evren.
Birisi yazmış:
“Jelibon İsrail malı mı?”
Altına 400 yorum:
“Bence değil.”
“Ben öyle duydum.”
“Kaynağın ne?”
“Dayım söyledi.”
“Dayın kim?”
“Güvenilir biri.”
Bilgi zinciri: dayı ekonomisi.
Ben okuyorum, yorumları okuyorum, sonra kendimi yakalıyorum:
“Ben neden bu kadar ciddiye aldım?”
Arkadaş Grubunda Jelibonun Sosyolojik Yükselişi
Bizim arkadaş grubu artık ikiye ayrıldı:
1. Jelibonun menşeini umursayanlar
2. Sadece yiyenler
Üçüncü grup yok, çünkü kimse ortada kalamıyor.
Bir gün biri getirdi:
“Bakın Alman jelibonu.”
Herkes pakete baktı. Sanki kutsal emanet.
Ben:
“Alman jelibonu varsa, Fransız çikolatası da vardır ama biz neden bu kadar jelibona taktık?”
Cevap yok.
Çünkü cevap yok.
Absürt Gerçek: Tatlı Bir Şey Bizi Nasıl Bu Kadar Ciddileştirir?
Normalde jelibon dediğin şey:
Renkli
Küçük
Eğlenceli
Şekerli
Ama konu “Jelibon İsrail malı mı?” olunca bir anda:
Jeopolitik analiz
Tedarik zinciri tartışması
Etik tüketim sorgusu
Ortaya karışık dünya ekonomi dersi.
İç ses:
“Ben bu hayatı neden yaşıyorum?”
Bir Paket Jelibonun Açtığı Varoluş Kapısı
Bazen düşünüyorum: İnsan gerçekten büyüyor mu, yoksa sadece daha çok şüphe mi biriktiriyor?
Çocukken jelibon alırdım, tek derdim hangi rengi önce yiyeceğimdi.
Şimdi:
“Bu nereden geldi?”
“İçeriği ne?”
“Bunu yemeli miyim?”
“Yedikten sonra kendimi nasıl hissedeceğim?”
Bu soruların hepsi aynı anda.
Bir gün aynada kendime dedim ki:
“Sen jelibonla bile iç hesaplaşma yaşıyorsan, ciddi bir upgrade lazım.”
Son Söz Gibi Değil, Sadece Bir Sonraki Jelibon Paketine Kadar
Jelibon meselesi aslında tek bir ürünün hikayesi değil. Biraz bizim hızla sorgulayan, hızla şüphe eden, ama yine de tatlı şeylerden vazgeçemeyen zihnimizin küçük bir yansıması.
“Jelibon İsrail malı mı?” sorusu bazen gerçekten bilgi arayışı, bazen sadece sohbet başlatma bahanesi, bazen de sessizce “ben ne yiyorum ya” farkındalığı.
Ama günün sonunda çoğumuz aynı noktaya geliyoruz:
Paket açılıyor.
Bir jelibon ağza atılıyor.
Bir saniyelik sessizlik.
Ve o klasik cümle içimizden geçiyor:
“Ya aslında çok da düşünmemek lazımmış.”